Yazı Serin Geçirmenizi Sağlayacak Ev Yapımı 6 İçecek

Yazı Serin Geçirmenizi Sağlayacak Ev Yapımı 6 İçecek

Moda dünyası ve tekstil sektörü, kışı sıcak geçirmeyi sağlayacak işlevsel kıyafetler üzerinde çalışsalar da, yaz aylarında tekstil bazlı bir "serinleme" sağlamak şimdilik mümkün değil. Bunun yerine, özellikle güneşin ortalığı yakıp kavurduğu Temmuz ve Ağustos aylarında, teknolojinin nimetlerinden faydalanmak ve bir vantilatörün karşısına geçmek gerekiyor.

Elektrik Yokken Onlar Vardı: Tavan Vantilatörleri Teknolojiyle Nasıl Buluştu?

Elektrik Yokken Onlar Vardı: Tavan Vantilatörleri Teknolojiyle Nasıl Buluştu?

Tüm oda genelinde gerçekleştirdiği benzersiz iki yönlü hava sirkülasyonu sayesinde yazın serinlik, kışın sıcaklık sağlayan Raks tavan vantilatörleri, bu yaz da 70 Watt seviyesine kadar düşen enerji tüketimleri, paslanmaz çelik kanatları ve duvardan kontrol gibi özellikleriyle en ideal serinleme yöntemleri arasında başı çekiyor.

Vantilatörün mucidi Schuyler Skaats Wheeler hakkında 6 şaşırtıcı bilgi

Vantilatörün mucidi Schuyler Skaats Wheeler hakkında 6 şaşırtıcı bilgi

Raks olarak her amaca ve herkese uygun olarak ürettiğimiz vantilatörler, bugün hayatı kolaylaştıran temel teknolojik cihazlar arasında yer alıyor. Oysa bir asır önce durum böyle değildi. 19. yüzyılın sonlarına doğru elektrik teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğinde gelişmelere imza atan ekipte yer alan yetenekli bir elektrik mühendisi, çift bıçaklı pervaneyi elektrikli motorun şaftına yerleştirinceye kadar insanların serinlemek için iki alternatifi vardı: yelpaze kullanmak ya da daha soğuk bir iklime göç etmek.

Vantilatör ya da elektrik kullanmıyorlar, peki vahşi doğada nasıl serin kalıyorlar?

Vantilatör ya da elektrik kullanmıyorlar, peki vahşi doğada nasıl serin kalıyorlar?

Vücut sıcaklığını dengelemek için terleme mekanizmasından faydalanan insanlar için, sürekli serin hava üfleyen bir vantilatör harikulade bir soğutma aracıdır. Ancak doğadaki her canlı, vantilatör kullanmayı bilen insanlar kadar şanslı değil. Bu yüzden vahşi doğanın her üyesi, güneşin ortalığı yakıp kavurduğu sıcak havaları atlatabilmek için kendine özgü bir yöntem kullanıyor.

Kimler vantilatör kimler alsın, kimler almasın ?

Kimler vantilatör kimler alsın, kimler almasın ?

Efendim, şimdi bize soruyorlar “neden vantilatör alalım ki?”

Paranız çoktur, her odaya klima koyarsınız. Almazsınız. Ve yahut şöyle Karadeniz’in yaylarında serin serin oturuyorsunuzdur. Size neden lazım olsun ki vantilatör? Almayın efendim. Bazıları sıcak severler; siz de yazın sıcak bir çorba içelim de içimiz ısınsın diyen bir tipsinizdir, yazın soba yakalım etrafında oturalım dersiniz… Kesinlikle vantilatör almayın. Keyfiniz kaçar.

2016, 136 yılın en sıcak yıl oldu. Peki 2017?

2016, 136 yılın en sıcak yıl oldu. Peki 2017?

İklim değişikliği etkisini giderek daha da şiddetli hissettiriyor. Doğal yaşamdan tarıma, doğal afetlerin artışından sağlığa kadar pek çok alanda etkisi artık gözle görülür şekilde ortada. Biz de artık her yaz bir sıcaklık rekorunun kırılmasıyla bunu birebir kendi yaşamımızda hissediyoruz.

Yazın klimasız ferahlama yöntemleri

Yazın klimasız ferahlama yöntemleri

Siz de yazın sıcakta ne yapacağını şaşıranlardan mısınız? İşte işinize yarayacak birkaç ipucu…

Vantilatör kullanırken bunlara dikkat

Vantilatör kullanırken bunlara dikkat

Vantilatörler yazı rahat atlatmamız için en büyük destekçilerimiz. Ama doğru yerde doğru vantilatörü kullanmak ve bazı püf noktalara dikkat etmek önemli:

Vantilatörün önüne buz koymak mı?

Vantilatörün önüne buz koymak mı?

Farkında mısınız, her yıl yaz sıcakları biraz daha bunaltıcı hale geliyor. Yazın sıcaklar insanı bunalttıkça ilginç fikirler üretiliyor. Hatta sıcaktan iyice bunalan bazı blog yazarlarının başınızı buzdolabına sokun gibi önerilerine bile rastlanıyor internette. Ancak vantilatörün önüne buz koymak oldukça sık karşılaşılan bir öneri. Hatta bu konu forumlarda bile tartışılır bir hale gelmiş.

Kışın çamaşır asmayı sevmeyenlerden misiniz?

Kışın çamaşır asmayı sevmeyenlerden misiniz?

Ne yalan söyleyeyim ben hala çamaşırlarını balkona asmayı seven azınlıktanım. Yeni yıkanmış gömlekleri püfür püfür esen balkonda mis deterjan kokusu eşliğinde asmaktan büyük mutluluk duyarım. Yaz bitince bu zevkim de rafa kalkıyor tabii.

 

Kış soğukları bahçe keyfinizi engellemesin

Kış soğukları bahçe keyfinizi engellemesin

Yazın son güneşli günlerinin keyfini çıkarırken çöktü içime bir hüzün. Kış geliyor, artık böyle güzelim teraslarda, bahçelerde oturup keyif yapamayacak mıyız diye düşündüm. Tam o sırada oturduğum cafe’de hummalı bir çalışma fark ettim. Cafe’nin sahibine ne oluyor diye sordum. “Bu güzel bahçemizin keyfini kışın da çıkarın diye ısıtıcıları takıyoruz” dedi.

Bebek varsa, her şey güvenli olmalı; ısıtıcılar bile

Bebek varsa, her şey güvenli olmalı; ısıtıcılar bile

Bu yıl kış ani geldi, hazırlıksız yakalandık. Yorganlar dolaplardan alelacele indirildi, kışlık kıyafetler çıkarıldı. Ama ne kadar sıkı giyinsek de evler ısınmadı, sabah yataktan çıkmak zorlaştı. Hele ki evde bebek varsa işiniz daha da zor.

Yazın sivrisineklerden kurtulmanın yolu

Yazın sivrisineklerden kurtulmanın yolu

Havalar ısındı ya, çıktı yine ortaya sivrisinekler. Hazır güneşi bulmuşken parkta şu ağaçların altında keyifli keyifli oturayım kitabımı okuyayım dedim beşinci dakikada soktu bir sivrisinek. Hep beni bulurlar zaten. En sevmediğim yaratıklar.

 Vantilatörle yazın serinleyip kışın ısınabilirsiniz

Vantilatörle yazın serinleyip kışın ısınabilirsiniz

Bu yıl da bahar gelmeden yazı yaşamaya başladık. Küresel ısınmanın sonuçları... Bir gün palto giyerken ertesi gün bir bakıyoruz güneş açmış, kısa kollularla dışarıdayız.

Yazın enerji tasarrufunun yöntemi

Yazın enerji tasarrufunun yöntemi

Yaz geldi. Sıcaklıklar tavan yapmaya başladı. Şimdiden evi serinletme yöntemleri üzerinde kafa yormaya başlamak lazım.

Eylül biter, zulüm başlar!

Eylül biter, zulüm başlar!

Yine başladı! Üşüyorum. Gün içinde nispeten durum daha iyi. Ama ya geceleri? Ellerim, ayaklarım buz gibi. “Kalorifer ne güne duruyor?” demeyin bana. Merkezi sistemde kaloriferlerin yanıp yanmayacağına ya bizzat yönetici ya da hiç de sakin olmayan apartman sakinlerinin çoğunluğu karar veriyor. Onlar da karar verirken üşüyenleri değil, cüzdanları dikkate alıyor. “Daha şimdiden kalorifer mi yakılır? Bizim zamanımızda yaşasanız ne yapacaktınız soba başında? Gençlerde de hiç dirayet yok canım! Parayı kolay kazanıyorsunuz galiba!” E amcacığım, üşüyorum ama! 

Göç Mevsimi

Göç Mevsimi

Isınmak için ne kadar uzağa gidebilirsiniz? Hadi yaz aylarında –zaten hava memleketin heryerinde yeterince sıcakken- Akdeniz kıyılarına ‘deniz turizmi’ için koşuyoruz.

Küresel olarak ısınıyorum

Küresel olarak ısınıyorum

Ama yetmiyor. Mutlu olamıyorum. Olamıyoruz. Bir gün önce üşüten klima ertesi gün pişiren ısıtmaya bırakıyor yerini.

Ben bilmesem de bisikletim yolu biliyor

Ben bilmesem de bisikletim yolu biliyor

“Şehirde bisiklete binecek yer mi var sanki?” En büyük bahanemiz bu. E, ben biniyorum, buna ne diyeceksiniz peki? Üstelik de neredeyse her gün biniyorum. İşyerim ile evim İstanbul’un iki farklı yakasında olduğu için ne yazık ki işe gidip gelirken kullanamıyorum sevgili beyaz-mavi bisikletimi. Çok da özlüyorum. Açığı kapatmak için de hemen hemen her akşam, yağmur-çamur-soğuk demeden bisikletimi alıp fırlıyorum dışarı. 

Üşüdüysen nano ceketimi al…

Üşüdüysen nano ceketimi al…

“Isınmak, serinlemek için elimizden geleni yapıyoruz. Sıcacık hissetmek için metrekarelerce alanı ısıtıyoruz, soğutuyoruz. Onlarca kilovatsaatlik elektriği atmosfere saçıyoruz. Karşılığında elimize geçense enerji kaybı, fazladan karbon salımı ve giderek hızlanan küresel ısınma…”

Bir ergenin tıraşla imtihanı

Bir ergenin tıraşla imtihanı

Erkeklerin tıraş ile ilişkisini anlamak zor. Ergenlik çağında bir an önce tıraşa başlamak için çırpınanlar, lise biter bitmez sakalları salıveriyor. Tabii o zaman insanın, “E kardeşim, madem bu kadar çabuk bıkacaktın, neden etraftaki herkesin başının etini yedin?” diye sorası geliyor. Burada kardeşim derken gerçekten kendi kardeşimden bahsediyorum aslında.

Kayışım bana yeter

Kayışım bana yeter

Akılsız bir şey kalmadı. Giydiğimiz, kullandığımız, yaşadığımız, bindiğimiz her ürün, her ortam akıllandı. Aslında kritik olan, akıllı olan eşyalarımızla akılsız olanları güzelce harmanlayabilmek, artan aklı etrafa eşit oranda serpiştirebilmek… Mesela Montblanc kendi yöntemini geliştirmiş. Saati değil kayışını akıllandırırım; yıllardır emek verdiğim mekanik saat zanaatkarlığıma dokunmadan müşterilerime hem akıllı hem lüks saat deneyimi yaşatırım demiş.

Yılbaşı hediyelerinde devrim istiyorum!

Yılbaşı hediyelerinde devrim istiyorum!

Yeni yıl heyecanı gelip geçti bile. Ben bu “kırmızı” meselesine biraz takılıyorum açıkçası. Yılın bu döneminde, sokakta yürürken bile gözlerim yoruluyor kırmızıdan. Bu kadar abartmaya da gerek yok yahu. Güzel güzel hediyeleşelim, iyi dileklerimizi paylaşalım, eğlenelim coşalım. İşte hepsi bu! Gerisi biraz tadını kaçırmak oluyor işin. 

Ciddiydim ve korkmuyordum

Ciddiydim ve korkmuyordum

“İnanamadım abi..” dedi. Ben de inanamadım. Kontrol etmem, denemem lazımdı inanmam için –şüpheciliğim sağolsun. Neredeyse iki saattir bana boks öven işyeri komşumu “hı hı..” diye geçiştireyim derken söyledikleri ilgimi çekmeye başladı. Çünkü kış geldi ve ne yaparsak yapalım kapalı spor salonlarından başka yerde form tutma şansımız pek yok. Crossfit, bisiklet, koşu bantı, ağırlık, o bu derken bir süre sonra sırf o güzel endorfin hazzını yeniden yakalamak için salonlara koşuyoruz. Evet böyle bir erkek tipi var: Biz. 

Saçtan ayağa inovasyon

Saçtan ayağa inovasyon

Yolculuklara bayılırım. Özellikle de uçakla seyahat etmeye. Ev-iş rutininden uzaklaşmak, yeni yerler görmek harika bir şey. Büyükannemin de dediği gibi “tebdil-i mekanda ferahlık var.” Fakat son zamanlarda iş için o kadar çok seyahat ettim ki evimi, yatağımı, banyomu, hatta şampuanımı özledim. 

Beşinci element tahta olsun

Beşinci element tahta olsun

İlk dört elementin yani su, ateş, hava ve toprağın yanına beşinci bir element eklesen ne olurdu diye sorulduğunda aklıma direkt plastik geliyor. Bu soruyla gerçekten karşılaştım. Geçen cumartesinin geyik seanslarında gecenin sorusuydu. Beş kişiden dördü –ben dahil- plastikçi çıktı, bir kişi demir dedi. Kendisi bilimciydi, bizi ikna etti ve zihnimizi açtı. Sonra benim ‘21. yüzyılda plastiğin egemenliği’ hakkında, ne kadar sürdüğünü şimdi hatırlamadığım zihin açıcı performansıma maruz kaldılar. 

Uçuyorum durmadan ben pilot muyum?

Uçuyorum durmadan ben pilot muyum?

Havada süzülürken, arkama yaslanıp manzarayı seyrediyorum. Ayaklarımı pencerenin kenarlarına uzatıyorum, elektronik dergileri karıştırıyorum. Püfür püfür bir rüzgar doluşuyor içeriye, ılık, ama pencereden değil havalandırmadan… Bu hızla –saatte en az 200 kilometre- giderken pencereyi açmak için deli olmak gerekir. Müzik ahenkle dalgalanıyor, baslar boğulmuyor, tizler patlamıyor. Dışarıdaki yakıcı güneşi unutuyorum rengi otomatik olarak kararan camlar sayesinde. Dış ses yok gibi. Çünkü 320 beygir gücü motora sahip otomobilim helikopterden çok daha sessiz çalışıyor. 

Saçım başım daha “akıllı” olsun artık!

Saçım başım daha “akıllı” olsun artık!

İnovasyon nihayet kişisel bakıma da el attı! Saç kurutma makineleri, epilasyon cihazları gibi teknolojiler tabii ki çoktandır hayatı kolaylaştırıyor ama ben inovasyondan söz ediyorum! Teknolojiden çok daha fazlası gerekiyor. Mesela saçı kuruturken bakım yapan ya da kırıkları toplayan fön makineleri, kepeği önleyen saç şekillendirici maşalar filan olamaz mı? Akıllı diş fırçaları, temizlik robotları, süper zeki cep telefonları yaptılar da neden bizim saçımızın derdine derman olmuyorlar?

Ürperten sıcaklık

Ürperten sıcaklık

Beni bu havalar delirtti. Nasıl mı? Bir üşütüp bir terleterek… Pastırma yazı dedikleri bu ılıksı havalar daha gelmeden, “gelecek hafta havalar ısınacak, yok ısınıyor, yok ısındı bile…” 

Ayağını sıcak tut, başını serin…

Ayağını sıcak tut, başını serin…

Babaannem hep şöyle derdi: “Ayağını sıcak tut, başını serin; düşünme derin.” Derin düşünmemek pek mümkün değil; kafamızda hep sorular, yapılacak işler, sorumluluklar, beklentiler… Başı serin tutmak da zor değil, zaten havalar soğuyor. Ama ayakları sıcak tutabilmek ciddi bir sorun. Özellikle de kadınlar için.

Gerçek kadar sanal gerçek

Gerçek kadar sanal gerçek

Artık popüler ve daha katlanılır olan ‘gerçek’ gerçeklik değil, sanal gerçeklik. En azından benim için… Çünkü gözlüğü var. Takınca bu dünyadan kopabiliyorsun; oturduğun yerde kendine güzel, oyunlu, filmli bir evren yaratabiliyorsun.

Nereden baksan 20 yıldır var bu tip gözlükler, artık ‘süper keşif’ diyemeyiz. Ama onlar da kendi evrimini geçirdi ve bu seferki başka. Dünyanın en iyi lenslerini üreten Zeiss’ın VR One’ı bu… Pazara girmesine çok çok az kalmış. Ben de tam o pazara giriş anını kolluyorum. 

Çok yaklaşma ! LED'lerim yanar !

Çok yaklaşma ! LED'lerim yanar !

Giyilebilir teknolojiye bayılıyorum. Çıkan bütün ürünleri almak, bütün prototipleri denemek istiyorum! Ama geçenlerde bir istisna oldu: Hollandalı tasarımcı Anouk Wipprecht, Intel’in Edison mikro bilgisayarını kullanarak Synapse adını verdiği bir elbise yaratmış. Elbise harika ama ben böyle bir şeyi alıp almayacağımdan emin değilim doğrusu. Çünkü elbise ruh halinizi ortaya döküveriyor. Çok keyifli ama çok da ürkütücü!

Çin yemeği sever misiniz?

Çin yemeği sever misiniz?

Eskiden sadece Amerikan filmlerinde gördüğümüz Çin lokantaları artık Türkiye’de de çok popüler. Hatta birçok arkadaşım da ayda en az bir kez özellikle Çin yemeği yemek için buluşuyor. O buluşmalarda ben yokum! Ne yalan söyleyeyim, sevmiyorum çiğ balık, yosun gibi şeyler yemeyi. Denizden babası çıksa yiyenlerden değilim yani. Üstelik bir de şu çubukları kullanma meselesi var. Bütün Çin yemeği meraklıları sanki Çin’de doğmuş gibi çubukla yiyorlar. Ben beceremiyorum. Ne zaman denesem benim pirinçler yarı yolda tabağa geri düşüyor. Sinir oluyorum, doğruya doğru.

Kulak kalbin aynasıdır

Kulak kalbin aynasıdır

Kalbimiz kulağımızda atar ya bazen… Stresliyken, korkmuşken, aşırı yorulmuşken, kardiyodan çıkmışken… Kulaklarınızda, beyninizde o an sadece kalp atışlarınızı duyarsınız. Dıp-dıp.. dıp-dıp.. dıp-dıss… İki gün önce crossfit sonrası kalbim yine kulaklarımda atıyordu, sanki bir tür bas çalıyordu kafamın içinde. Hafif huzur verici, hafif ürpertici, hafif mayıştırıcı…

Uyut beni,Uyandır beni

Uyut beni,Uyandır beni

“Sağlıklı olsun uykularım. Ortamım uygun serinlikte olsun. Sessizlikte ve karanlıkta rüyalardan rüyalara düşeyim. Kornaya, komşuya, ufak ufak güçlenip gözüme giren güneş ışığına kafayı takmayayım. Alarm çaldığında zıpkın gibi uyanayım. Hatta alarm çalmadan kendiliğimden hoplayayım. Uykumu iyice alayım ki uyandığımda ve gün boyu enerjik olayım.”

Zorla zorlayabildiğin kadar.

Zorla zorlayabildiğin kadar.

Ki zorlanma… Ben artık zorlanmıyorum mesela, Crossfit beni değiştirdi. Uyuşukluk, tembellik kalmadı bünyede. Sabah daha rahat uyanır oldum. Daha dikkatliyim, konsantreyim. Reflekslerim şahane. Zor yoruluyorum. Süperman gibi bir şey oldum diyebilirim. 

Çocuklar şımarsın,büyükler değil !

Çocuklar şımarsın,büyükler değil !

Küçükken oyun için parka ya da bahçeye çıktığımızda nasıl da mutlu olurduk. Hele kumla, toprakla, suyla oynamak benzersiz bir keyif verirdi. Sadece biz çocuklara tabii. Annelerimiz delirirdi bizi o halde görünce. Çünkü bizi ve kıyafetlerimizi temizlemek onlara kalırdı. İşte bu tam bir çocuk şımarıklığı. Daha doğrusu, çocuklara yakışan bir şımarıklık. Büyüklere değil!

Eylül’de gel

Eylül’de gel

Ya da gelme... Ama yeter ki şu dedikodular bi bitsin: “Eylül’de tanıtılacak”, “Yoo tanıtılmayacak”, “Ekim’de belki…” “Tanıtılsa bile satışları 2015’te başlayacak”, “Görünüşü işte böyle olacak”, “Hayır asıl şöyle olacak”, “Fiyatı makul olacak”, “Hayır fiyatı cep yakacak”, “Adı iWatch değil, iBody olacak”, “Söylentilere göre adı iWrist olacak”, “Bence dışı seni içi beni yakacak”...

Şarjımı taşımak istemiyorum!

Şarjımı taşımak istemiyorum!

Geçenlerde kendime hediye olarak aldığım bileklikten (http://raks.com.tr/blog/9/teknolojimi-giydim-hazirim) söz etmiştim. Hayır, o günkü övgülerimi geri almak için yazmıyorum bu yazıyı. Bilekliğimden çok memnunum! Ama bugün öğrendim ki sevgili bilekliğim kadar “akıllı” yüzükler de varmış. Gerçi yüzük takmaya pek alışkın biri değilim ama bu “SmartRing” çok ilgimi çekti doğrusu. 

Sadece pembe kılıf yeterli değil!

Sadece pembe kılıf yeterli değil!

Cep telefonlarının yaygınlaşmaya başladığı dönemlerde, bazı markalar kadın tüketicilere yönelik çalışmaların ilk adımlarını attı. Bu tür ürünler genellikle taşlı, altın simli, süslemeli telefonlar ya da telefon kılıflarıydı. Birkaç telefonu inceleme fırsatı bulmuştum. Teknik özellikler açısından epeyce zayıf, gösteriş açısından ise çok zengin cihazlardı. 

Demir Adam olunur

Demir Adam olunur

Terminator 2’deki Arnold bile olunur. Sürekli bana teknoloji haberleri geçen arkadaşlara bu sefer haber atlattım. Yeni motorsiklet kaskı haberini benden aldılar ve şoke oldular. (Haberi benden aldıklarına değil, kaska…)

Adamlar “yapıyor”

Adamlar “yapıyor”

Adamlar, kadınlar, çocuklar, kafası çalışanlar, fikri olanlar, düşünenler, tüketirken biraz da üreteyim diyenler yapıyor. “Yapıyor” derken; icat çıkarıyor veya mevcut icatları kendi üretimleriyle hayata geçiriyorlar. Kendilerine de “maker” diyorlar. 

Teknolojimi giydim, hazırım!

Teknolojimi giydim, hazırım!

Kendime bayram hediyesi aldım. Hayır, yeni kıyafet, ayakkabı veya takı değil… Bir bileklik… Ama bildiğiniz gibi bir bileklik de değil. Çok akıllı çoook! Ne zamandır giyilebilir teknolojiler hakkında bulduğum her şeyi okuyordum. Müthiş bir potansiyel vaat eden bir alan. Hayatı kolaylaştırmanın yanı sıra daha da keyifli hale getiriyor. Nasıl mı? 

Dijital teknoloji öncesini hatırlayan?

Dijital teknoloji öncesini hatırlayan?

Yeni bir heyecan dalgasıyla sarsıldım yine. Haberi daha önce görenler ve aynı heyecana kapılanlar olmuştur elbette. Tanıtımı Mart ayında yapılmış ama benim nasıl yeni haberim oldu anlamadım.

Artık spin atıyorum

Artık spin atıyorum

Kilo sadece kadınların kabusu değil, insanlığın ortak sorunu. Sonuçta erkeklerin yağ oranı kadınlardan daha düşük de olsa, yediğinize içtiğinize dikkat etmediğinizde, sporu bir süre boşladığınızda tartılar en büyük düşmanınız oluyor. 

Mücadeleye hazırım

Mücadeleye hazırım

Günün birinde tıpkı babaannem gibi, “Mevsimlerin de dengesi bozuldu, bahar görmez olduk” diyeceğimi hiç düşünmezdim ama son aylarda bir yandan sıcaklar, bir yandan hortumlar, kasırgalar derken benim de dengem bozuldu. Elbette iklim değişikliği haberlerini, Kyoto Protokolü’nü imzalayan ve imzalamayan ülkelerle ilgili tartışmaları, sera gazı salımlarının etkilerini elimden geldiğince takip etmeye çalışıyordum. Fakat sosyal medyada sürekli paylaşılan hortum görüntülerinden sonra iyice merak sardım bu konuya.